www.Turkmedya.com
Cumartesi, 04 Eylül 2010
Turkmedya.com Google 
Anasayfa |  Sitene Ekle |  Üye Girişi |  Künye | İletişim  
İL PORTALLARI

Almanya
Hollanda
Fransa
Kıbrıs
Ülke Seçiniz

Add to Google
Add to Google
Behiç KILIÇ  -  YENİÇAĞ
behic@yenicaggazetesi.com.tr
Yazı boyutu            
Yani şimdi belge mi kağıt mı?..

Ne bu şimdi!!?.
En son ne olur, belge mi diyeceğiz kağıt parçası mı?!.
“Sana ne ulan, aç tavuk önüne ne konursa takıl  işte!..”  Gerçi biz garibanlar için mesele budur ama, insan merak ediyor hani!..
Belge mi, kağıt parçası mı?!.
Önce albayı içeri tıktılar,  “hah !..” dedik “belgedir işte, devlet kimbilir neler buldu neler, şimdi yandaş matbuata dökülür hepsi!..”
Zaten, malum zevat kalem erbabı olarak hemen ekranlara sökün etmiş bastırıyordu;
“Nasıl geçirdik, belge var ulan belge!..”
Derken daha birkaç saat geçti ki, Albay serbest..
“Aha işte, belge oldu mu sana kağıt parçası!..”
Hadi bakalım, bir gol oradan, bir gol buradan, maç berabere şimdilik!..
Bakalım, sonuçta kim kimi oyacak (mı?)
Bu (oyma işi) de nereden çıktı derseniz, sanki askerin böyle bir talebi var gibiydi!..
Ne demişti Orgeneral Başbuğ, hemen hatırlayalım...
“Türkiye, Genelkurmay Askeri Savcılığının elinde bulunan, topladığı ve talep ettiği bütün bilgiler çerçevesinde yürüttüğü hazırlık soruşturması neticesinde ulaşmış olduğu kararla ortaya çıkan bir kağıt parçası etrafında gereğinden fazla enerjisini tüketmiştir, harcamıştır..”
Yani adını koymuş, “eldeki kağıt parçasıdır..” demiş, sonra devam etmişti...
 “Bugün biz bu kağıt parçasının birileri tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratma ve karalama amacıyla hazırlandığını değerlendiriyoruz..”
Biz... Yani Komutan ve oradaki hazirun hepsi üçer dörder yıldızlı generaller  “Biz..” kadrosu oldukça ağır ve işte o “Biz ses” olarak Başbuğ Paşa,
 “Bizim istediğimiz şudur..”  diye başlayıp  sıralıyordu.
“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından istiyoruz, diyoruz ki, bu belgenin gerçek olmadığı noktasından hareketle bu kağıt parçası kimler tarafından, ne amaçla hazırlandı? Bunu bulun...” Biz bu belgenin doğru olmadığı noktasından hareket ederek, bu belgenin kimler tarafından, ne maksatla hazırlandığını istiyoruz İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından. Yoksa, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından bu belge doğru mudur, yanlış mıdır noktasını açıklığa kavuşturulmasını şu anda mevcut soruşturma şartları çerçevesinde istemiyoruz. 
İzahı açıktı bu sözlerin.



Tezgahın sahibini istiyoruz..!
Yani “asker” açık seçik diyordu ki;  “Bu kağıt parçası ile bize tezgah kuranı bulup sergileyin. Biz bunların kim olduğunu biliyoruz, siz de biliyorsunuz, size bilgi verdik, bunların üzerlerine ışık tutun, gereğini yapın...”
Asker emindi söylediklerinden çünkü “elde olan bir kağıt parçasıydı”, başkomutanın açıklamalarına göre.
Orgeneral Başbuğ, elde olanın “kağıt parçası” olduğunu devletin tepesinde bir bilgi aktarımı olarak da yapmıyor, bunu tv kameraları vasıtasıyla tüm ahaliye söyleme gereği duyuyordu. Üstelik o son derece dikkat çekici bir kadro ile...
Kendisi ortada...
İki tarafın da kuvvet komutanları...
Onların her iki tarafında da genelkurmay generalleri...
Ahali ekranlara çakılmış, ne olduğunu kavramaya çalışıyor, Genelkurmay Başkanı ahaliye  “O kağıt parçası ile bize tezgah kurmak istediler, bunların kellelerini istiyoruz..” diyordu..



Albay’a hapis...
Bu “manzarayı” seyreden vatandaş ne düşünür?!.
12’den Mart var, Eylül var, 28’inden Şubat var, var oğlu var, vatandaş olarak şerbetliyiz, tansiyon yüksek...
“Böyle tam kadro, hayırdır ne iş!??”  diye nabızlanırken, haybeden telaşlandığımızı anlayıverdik!..
Bir kere iktidarın başı, bizlerin hep alıştırıldığı gibi “şapkayı alıp tüymemişti” ve “O meseleye sivil yargı da bakacak” diye, “Biz..” mangasına “yerinde saaay!..” diye çakıvermişti!..
Çünkü, Komutan ve öteki ağır paşaların “TSK’ya komplo çerçevesinde düzenlendiğine inandıkları kağıt parçası” için  iktidar “Ona öyle demezler..!”  diyordu...
Ne diyordu?..
“Şimdi sivil yargı bakacak..”
Yani, askerin “kağıt parçasıdır, biz sizden bu tezgahın sahibi istiyoruz” kesinliği, iktidar kanadında farklıydı.
Konu aynı, devlet aynı.
Ama devletin askeri başka, iktidarı başka telden çalıyor!..
Sonrası malum, askerin  “kefaletindeki” Albay, beş saat sorgudan sonra, cezaevine gönderilecek kadar “işin içinde” bir sanık olarak değerlendiriliyor ve bileti kesiliyor...
Buraya kadar da “normal”  demek ki yargının eline, bu uygulamayı gerektirecek belge, bilgi ulaşmıştır. Öyle ya, beş saat sorgu söz konusu, tutuklama kararı ince elenip sık dokunmuştur mutlaka... Demek ki elde olan ne? “Belge.”
Sonra?.. Sonrası tahliye... Neden?.. Demek ki sanığın tutuklu kalmasını gerektirecek bir durum yok... O zaman eldeki ne?.. “Kağıt parçası” Sonuç, ne şiş yansın ne kebap!..
Neyse yazıyı uzatmayayım!, karnınız acıkmıştır, muz var, yer misiniz?..




Turkmedya.Com Bir İnternet Holding A.Ş. İştirakidir. © Copyright 1996 - 2010